SON HABERLER
IRAK`TA, HALKIN MÜCAHİTLERİ ÖRGÜTÜ`NÜN SONU MU? Yazdır e-Posta
PerÅŸembe, 01 Ocak 2009 11:16

 Arif KESKİN - ASAM

İran`ın Irak`taki bugünkü durumu paradoksal bir görüntü vermektedir. Bir taraftan İran Irak`ta en etkili dönemini yaşarken, diğer taraftan İran`a karşı savaşan Halkın Mücahitleri ve PJAK gibi örgütler Irak`ta yerleşmekte ve oradan beslenmektedir. Irak yönetimi bu örgütleri topraklarından çıkaracağı yönünde birkaç kez açıklama yapmış olsa da henüz başarılı olamamıştır. Ancak bu sürecin nereye kadar devam edeceği merak konusudur.




Halkın Mücahitleri Örgütü, `Yeni İslam Düşüncesi` çerçevesinde 1960 yılında kurulmuştur. Amaçları İslam ilkelerine dayanarak sınıfsız bir toplum oluşturmaktır. Türkiye`de bilinenin aksine bu örgüt hem düşünce hem de pratikte İslam ilkelerine dayanan bir görüşe sahiptir. İslam yorumlarında Marksizmden etkilenmişlerdir. Ancak örgütü Marksist veya solcu olarak tanımlamak doğru değildir.


Halkın Mücahitleri Örgütü kurulduktan hemen sonra silahlı mücadeleye başlamıştır. El-Fetih ve birçok Filistinli örgüt ile yakın ilişki içinde olan örgütün hedefleri, o dönemlerde İran`da bulunan Amerikan askerî uzmanları ve askerî bölgeleri olmuştur. 1970–1974 yılları arasında Şah Rejimi örgüte en büyük darbeyi indirmeyi başarmıştır. Bu süre zarfında kurucuları ve üst düzey elemanları tutuklanmış ve idam edilmiştir. Nitekim 1975`ten sonra ülke içinde herhangi bir eylem yapamayacak kadar güçsüzleştirilmiştir.


Halkın Mücahitleri Örgütü 1979 Devrimi döneminde yeniden yapılandırılmıştır. Bu yeniden yapılanma, 1970`te tutuklanan ancak idam edilmeyen Mesud Recevi ve Musa Hiyabani tarafından gerçekleştirilmiştir. Halkın Mücahitleri Örgütü`ne devrim sırasında özellikle gençler önemli güç kazandırmıştır. Devrimin ardından Humeyni ve örgütün yolları ayrılmaya başlamıştır. Humeyni ve yandaşları, Halkın Mücahitleri`nin İslam düşüncesini kabul etmeyip, İslam`ı saptırdıkları görüşünde hemfikir olmuşlardır. Diğer taraftan Halkın Mücahitleri, mollaların İslam anlayışını doğru bulmadıklarına dair demeçler vermeye başlamıştır. Bu sürecin devamı olarak Halkın Mücahitleri, 1979`da hazırlanan İran Anayasasını kabul etmediklerini bildirip, 1981`de Iran Rejimi`ne karşı silahlı mücadele ilan etmiştir. Nitekim bu doğrultuda çok büyük operasyonlar gerçekleştirmişlerdir. İran İslamî Yönetimi ve Halkın Mücahitleri arasında çok kanlı bir çatışma ortaya çıkmış, örgütün lideri Mesud Recevi İran`ı terk etmek zorunda kalmıştır. İran, örgütü ortadan kaldırmak için sert davranmıştır. Sürecin devamı olarak Halkın Mücahitleri üyeleri İran`dan kaçmak zorunda kalmıştır. 1980`de başlayan Irak-İran Savaşı Halkın Mücahitleri`ni Saddam`a doğru itmiştir. 1983`ten itibaren Irak`a yerleşmeye başlayan örgüt 1986`dan sonra Irak`ta askerî üs kurarak İran`a saldırmaya başlamıştır. Irak`ın yardımı ile düzenli ve mekanize bir ordu kurmayı başarmıştır. 1988`de Irak-İran Savaşının bittiği yıl Halkın Mücahitleri `İran rejimini yenebiliriz` düşüncesi ile karşı saldırıya geçmiştir. Bu operasyonda ciddi kayıplar veren örgüt geri çekilmek mecburiyetinde kalmıştır.


Halkın Mücahitleri, İran yönetimine karşı mücadele eden en büyük örgüttür. Halkın Mücahitleri ABD ve AB`nin terörist örgüt listelerinde bulunmaktadır. ABD yönetimi, örgüte hiçbir zaman sıcak yaklaşmamıştır. Irak-ABD Savaşı sırasında örgüt, önemli sorunlar ile karşılaşmıştır. Bunun yanı sıra İran ve Batı arasında yaşanan nükleer krizin de mimarı olmuştur. İran`ın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu`ndan nükleer çalışmaları ile ilgili olarak sakladığı iddia edilen bilgiler bu örgüt tarafından açığa çıkartılmış ve sunduğu belgeler ile İran nükleer krizinde önemli rol oynamıştır. Nitekim İran yönetiminin Halkın Mücahitlerine yönelik `şimdi de ajanlığa soyundular` şeklindeki suçlamaları örgütün çalışmalarından ne denli rahatsız olduğunun kanıtıdır.


Halkın Mücahitleri Irak`ın işgali sırasında tarafsız kalmıştır. Saddam devrildikten sonra karanlık bir döneme girmiş, siyasi kaderi ABD`nin kararına bağlı kalmıştır. ABD, örgüt militanlarını Bağdat`ın Kuzey Doğusundaki Eşref Kampı`na yerleştirmiştir. Örgüt, Saddam devrildikten sonra hiçbir silahlı eylem yapmadan bekleme sürecine girmiştir.


Irak`ın yeni yönetimi açısından Halkın Mücahitleri Saddam rejiminin askerî ve istihbarat uzantısı gibi görülmektedir. Iraklı Kürtler ve Şiiler arasında, Saddam`ın gerçekleştirdiği birçok kanlı olayda bu örgütün de sorumlu olduğu algısı vardır. Halkın Mücahitleri`nin Irak`taki bu imajı onların siyasi kaderi konusunda ipucu olarak görülmektedir.


Halkın Mücahitleri`nin en büyük düşmanı Iraklı Şiiler olmuştur. Saddam, örgütü kendi muhaliflerini yok etmek için kullandığı gibi, İran`da bulunan Iraklı Şiileri de aynı şekilde kullanmıştır. Nitekim bu durum Iraklı Şiileri ve Halkın Mücahitlerini karşı karşıya getirmiştir. Bilindiği gibi iki taşeronun çatışması 1984`te Halkın Mücahitleri`nin Irak`a yerleşmesi ile başlamıştır. Bu sorun o kadar açıktır ki, 2003`te Iraklı Şiilerin önemli liderlerinden Bakir Hakim`e düzenlen terör eyleminde Halkın Mücahitleri suçlanmıştır. Iraklı Şiilerin, örgütün Irak`ta barınmasına izin vermeyecekleri beklenen bir durum olmuştur.


Halkın Mücahitleri Örgütünün Irak`ta kalmasının gerçek destekçisi ABD gibi görünse de, Washington, örgüt konusunda net ve belirgin bir politikaya sahip değildir. ABD, örgütü 1997`den sonra terörist ilan etmiştir. Ancak örgüte karşı nasıl bir tavır sergileyeceğini belirleyememiş ve bu konudaki politikasını İran endeksli olarak yürütmek istemiştir. ABD`nin bu politikası, onun Irak`ın yeni yöneticileri ile özellikle Şiiler ile ters düşmesinin yanında kendisinin de `anti terör söylemi` ile çelişkiye girmesi demektir. ABD`nin İran ile çatışmalı ilişkisi onun Halkın Mücahitleri ile olan ilişkisini paradokslu ve belirsiz hale getirmektedir. ABD`nin belirsiz politikası Irak yönetiminin işini zorlaştırmaktadır.


Halkın mücahitleri örgütünün önünde dört senaryo bulunmaktadır. İlki Irak`ta bugüne kadar kaldıkları gibi devam etmeleridir. Bu o kadar kolay gözükmemektedir. İkincisi İran`ın isteğine olumlu yanıt vererek Halkın Mücahitleri Örgütü mensuplarının teslim olmasıdır. İran bu yönde çeşitli çabalar içine girmiş ise de sonuç alamamıştır. Nitekim çok az sayıda örgüt üyesi İran`a teslim olmayı kabul etmiştir. Üçüncü senaryo ise örgüt mensuplarının ABD ve Irak yönetimi tarafından İran`a teslim edilmeleridir. Bu olasılık ABD-İran ilişkilerinin bugünkü durumunu düşündüğümüzde zayıf bir ihtimal olarak gözükmektedir. Üstelik ABD ve Irak`ın `Halkın Mücahitlerinin üçüncü bir ülkeye teslim edilmeyeceğine``dair anlaşma imzaladıkları iddia edilmektedir. Dördüncü senaryo ise örgüt mensuplarının Irak dışına çıkartılmasıdır. Bu olasılığın gerçekleşmesinde de zorluklar mevcut iken ayrıca beş bin örgüt mensubunun hangi ülkeye ne şekilde gidecekleri konusunda net bir plan yoktur.


Halkın Mücahitleri Örgütünün silahlı mücadeleyi nasıl sürdüreceği ciddi tartışma konusudur. Irak, kendi topraklarını, özellikle Halkın Mücahitleri tarafından İran`a karşı kullanmayı kabul etmemektedir. Ayrıca 2003 Irak işgali sonrası sürece baktığımızda ABD`nin de bu olguya sıcak bakmadığı görülmektedir. Nitekim Halkın Mücahitleri, Irak`ın işgalinin ardından eylem yapamaz hale gelmiştir. Halkın Mücahitleri, Saddam`ın sunduğu altın fırsatı bir daha bulamayacak gibi gözükmektedir. Bugün İran`ın çevresindeki hiçbir ülke, kendi topraklarını, örgütün İran karşıtı askerî eylemlerine açmaya sıcak bakmamaktadır. Örgütün ülke içinde de yığınak yapıp bu işi yapması mümkün görünmemektedir. Bu iş için en uygun yer İran`ın Kürdistan bölgesinin dağlık arazileridir, ancak bu da Iraklı Kürtlerin Halkın Mücahitleri ile ilişkisi sebebi ile nerdeyse imkânsızdır.


Halkın Mücahitleri İran içinde zayıf tabana sahip bir örgüttür. İran halkını siyasal anlamda seferber edecek güce sahip değildir. Halkın Mücahitleri Örgütü`nün İslamcılığı iktidarda bir din devleti olduğu halde toplum tarafından pek de çekici gözükmemektedir. İran devletinin polisiye baskısının yanı sıra örgütün Saddam döneminde Irak`ta yerleşmesi, silahlı mücadele etmesi ve İran`da her gün güçlenen etnik milliyetçi hareketler tarafından Fars milliyetçisi olarak görülmesi onun tabana yayılmasını engellemektedir. Buna rağmen, İran rejimi karşıtı olan en büyük örgüttür. Ayrıca 1979`dan sonraki süreçte bütün rejim muhalifi örgütler ya yok olmuş ya da zayıflamıştır. Halkın Mücahitleri Örgütü Irak`ta Saddam`ın desteği ile gücünü korumuştur. Bu gücün nasıl ve nereye doğru yöneleceği İran devletini endişelendirmektedir. Çünkü muhtemel İran-ABD çatışmasında Halkın Mücahitleri, İran yönetimine ciddi zarar verebilir.


Irak yönetimi Halkın Mücahitleri Örgütü`nün Irak dışına çıkartılması kararını almıştır. Ayrıca ABD-Irak arasında yapılan güvenlik anlaşması çerçevesinde Halkın Mücahitleri`nin kamplarının korunması 2009`dan itibaren Irak yönetimine devredilecektir. Irak yönetiminin, bu kararları nasıl yürürlüğe sokacağı net olarak belli olmasa da Halkın Mücahitleri Örgütü`nün eskisi gibi Irak`ı kullanarak İran`a saldıramayacağı kesindir. Bu durum, örgütün silahlı mücadelesinin son noktası olarak görülebilir. Bugün Halkın Mücahitleri`nin nasıl ve ne şekilde mücadele edeceği konusu soru işaretidir. Bu süreçte silahı bırakır, AB ülkelerine yerleşir ve siyasallaşır ise İran çok farklı bir sorun ile karşılaşabilir. Örgütün siyasallaşması, Batılıların terör listesinden çıkarılmasına zemin yaratabilir. Halkın Mücahitleri üyelerinin AB ülkelerine dağılmaları yeni bir sorun olarak İran`ın karşısına çıkacaktır.