SON HABERLER
“Yarım Kalmış Sevdadır / Türkmeneli’nde Kerkük” Yazdır e-Posta
Cuma, 09 Mayıs 2008 16:08

Hüseyin MÜMTAZ - 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü

Yukarıdaki başlık, Dr. Mehmet Güneş’in bir şiirinden alınmıştır. Fakat “yarım kalan sevda” sadece Kerkük değildir. Irak’tır, Türkmenlerdir. Erbil’dir, Telafer’dir, Tuzhurmatu’dur. Ve Türkiye bu denklemin neresindedir?

İran Güney Irak’tadır, Bağdat-Basra’yı “koalisyon güçlerine” dar etmektedir de Türkiye nerede, hangi noktadadır?

Diyorlar ki, ITC’de büyük problemler var.

Kuzey Irak’ta, Türkmenlerde yok mu?

“Kerkük’te barış, hoşgörü ve işbirliği” imiş!

Barış, hoşgörü ve işbirliği; karma nüfuslu yerlerde, meselâ Erbil’de söz konusu olabilir. Erbil, Türk, Arap ve Kürt nüfusça paylaşılmıştır.

Ama Kerkük’te olmaz. Kerkük Saddam’dan önce de, Talabani’den önce de 1071’den önce de Türk şehri idi.

24 Nisan 2008 günlü MGK Basın Bildirisi’nin IRAK’la ilgili maddesi şöyle olduğuna göre;

“B. Irak genelinde meydana gelen gelişmeler gözden geçirilmiş, ırak'ta milli mutabakatın temelini oluşturan yasama alanındaki faaliyetler ile ırak'ın bölgede yerini yeniden alabilmesine yönelik gelişmeler değerlendirilmiş; bu bağlamda ülkemizin tüm ıraklı grup ve oluşumlarla istişarelerinin sürdürülmesinin yararlı olacağı mütalaa edilmiştir. Ayrıca, ırak ile başta ekonomi ve enerji olmak üzere çeşitli alanlardaki ikili işbirliğinin daha da geliştirilmesi üzerinde durulmuştur”;…

Acaba DTP heyetinin gidip Talabani ve Barzani ile görüşmesi de alınan bu kararın bir gereği midir?

Acaba Barzani’nin bile “Türkiye ile aralarındaki psikolojik engelin kalktığını, yeni başka adımlar atılmasını beklediklerini” söylemesinin arkasında yatan etken bu karar mıdır?

Şu anda pompalanmakta olan politik-yorum şöyledir:

“Ankara, ABD’nin Türkiye’nin görüş ve uyarılarını artık daha ciddiye aldığına dikkat çekerek Kerkük konusunda -tek taraflı bir oldubitti-yi uzak bir ihtimal olarak görüyor. BM’nin siyasi çözüm vurgusu da Ankara’nın görüşüyle örtüşüyor. Dolayısıyla bu, Ankara’nın elini güçlendiriyor. Diplomatik kaynaklar, Türk dış politikasının gayet şeffaf olduğuna vurgu yaparak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği son kara harekâtıyla, -hedefin, Kuzey Irak değil tamamen terör örgütü PKK olduğu- tezinin tüm dünya tarafından görüldüğünü vurguluyor. Bunun da Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik hamlelerinde art niyet olmadığı imajını sağladığı görüşü hâkim. Bu tablo Türkiye’nin Kerkük konusunda atacağı adımlarda elini güçlendiriyor”.

Yukarıdaki değerlendirmenin kilit kavramı, “Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik hamlelerinde art niyet olmadığı imajını sağladığı görüşü hâkim” cümlesinde gizlidir.

Ne gibi bir art niyet?

O halde önce şu fotoğrafı bir okuyalım.

Şimdiki “bağıran” problem ITC (Irak Türkmen Cephesi)’deki yönetim problemi, rahatsızlığıdır.

ITC’nin ilk Genel Başkanı Dr. Muzaffer Arslan; halen Cumhurbaşkanı Talabani’nin “danışmanı”dır.

ITC’nin ikinci Genel Başkanı Senan Ahmet Ağa; halen Barzani’nin “milletvekili”dir.

ITC’nin üçüncü Genel Başkanı Faruk Abdullah Abdurrahman; halen Başbakan Maliki’nin “danışmanı”dır.

ITC’nin şimdiki Genel Başkanı Sadettin Ergeç de halen “rahatsız ve huzursuz”dur.

ITC mi yanlı ve yanlış bir kuruluştur ve Türkmenleri temsilde problem yaşamaktadır, yoksa ITC mi yanlış başkanlar seçmektedir?

ITC Başkanlarını kendisi mi seçmektedir, “işaret” mi buyurulmaktadır?

Yukarıdaki fotoğrafa hangi noktadan bakarsanız bakın, görüntü son derece rahatsızlık vericidir.

Bu işi bu kadar yüze göze bulaştıran kimdir, “beceriksizliğin” sorumlusu kimdir?

Bırakınız Türkmenlerin nüfus, yoğunlukta olduğu yerler, ekonomik ve fiziki potansiyel güç, politik tercihler ve aralarındaki mezhep farklılıklarını…

Yukarıdaki problemi çözmeden ne kadar dosya hazırlarsanız hazırlayın, ne kadar inceleme, toplantı yaparsanız yapın boş iştir.

ITC’nin “bütün” eski başkanlarının; iyi niyet ve hâlisâne duygularla Türkmenler için bir şeyler koparabilmek umudu ve düşüncesiyle Barzani-Talabani-Maliki’ye yanaştıklarını varsaysak bile…

Eski başkanların “hepsi”nin de “Türkiye’den başka melce” arama durumunda kalmaları…

Şimdikinin de “rahatsız” olması…

Yeterince acayip değil midir?

Acayip ve “acı”…

Neymiş efendim; 

“Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik hamlelerinde art niyet olmadığı imajını sağladığı görüşü hâkim”miş.

Peki, bir an için “art niyetin ne olmadığını” anladık diyelim.

“Ön niyet”in, “asıl niyet”in ne olduğunu bilen, duyan, gören var mı?

“57’NCİ ALAY HER YERDE…
HEPİMİZ 57’NCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.”