| 'Türkmen Fiyaskosu'! |
|
|
| Cumartesi, 25 Eylül 2004 00:00 |
|
Yavuz Gökalp YILDIZ - Akşam Günümüzde 'kriz alanları' önemli bir işleve sahip. Krizler, ülkelerin sömürgeleştirilmesine olanak sağlayan uluslararası müdahalelere meşruiyet kazandırıyor. Hegemonyacı güçlerin kriz alanlarını gerekçe göstererek yerleşme politikalarına hizmet ediyor. 'Kriz yönetimi' uygulamaları devreye sokularak da krizlerden maksimum fayda sağlanıyor. Kriz yönetimini Irak'ta iki ülke başarıyla uyguluyor. Biri ABD, diğeri İsrail. ABD, bugün her ne kadar batağa batmış gibi görünse de, Irak'ın geleceğini ve zenginliğinin paylaşımını belirleyecek bir konumda. İsrail de aynı güce sahip. Irak'a yerleşmiş durumda. Irak-İran sınırı İsrail'in koruması altında. Türkiye'de ise pasifliğe gerekçeler yaratma yarışı sürüyor. Uzakgörüşlülük değil, mevcut durumu kurtarma her şeyin önünde. Bu yaklaşım 'Türkmen politikası'nda net bir şekilde görülüyor. Önce Suriye'deki Türkmenler! Önce Suriye'deki Türkmenler geldi gündeme. 1990'ların başında Suriye'nin PKK'ya desteğine karşı kararlı tutum göstermek yerine, bu ülkede yaşayan Türkmenler'in kart olarak kullanılması gündeme getirildi. Hafız Esad, Bayırbucak bölgesinde yaşayan Türkmenler'in birçoğunun mallarına el koydu, bir kısmını sürgüne gönderdi, önde gelenlerini ise tutuklattı. Türkçe gazeteler yasaklandı, Türkiye sınırına yakın Türkmen köylerinin 'Araplaştırılması'na hız verildi. Yani, Türkmenler'in yıllarca mücadele ile oluşturdukları hakları ve varlıkları yok edildi. Türkiye bu baskıları seyretti! Irak'ın Kuveyt'i işgali ve ardından ABD'nin müdahalesi ile bu ülkedeki Türkmenler gündeme geldi. Sürekliliği ve hedefi olmayan bir politika izlendi. Türkmenler arasındaki farklılıklar dikkate alınmadı. Şii Türkmenler'in varlığı göz ardı edildi. Türkiye mezhep ayrımı tuzağına düştü. Yalnızca Sünni eksenli bir politika izleyerek Türkmenler'in milli boyutta bütünlüğünü sağlayamadı. Bir anlamda mezhepsel bölünmüşlüğü sürdüren politikalara hizmet etti. Sonra Irak'takiler 1990'ların başında Suriye'deki Türkmenler'in konumunu incelerken Arap ülkelerinde Sünni mezhebinin Araplaştırma politikasına zemin yarattığını ve asimilasyonu hızlandırdığını tespit etmiştim. Sünni Türkmenler arasında Arap kıyafeti giymek, Arapça konuşmak yaygındı. Şii Türkmenler ise Arap kültürü yerine kendi kimliklerini daha güçlü bir şekilde korumaktaydılar. Irak'ta da kısmen benzerlikler gösteren bu reel durum dikkate alınmadı. Türkmenler'in siyasi örgütlenmesi desteklenirken, ekonomik ve askeri açıdan güçlenmelerini sağlayacak altyapı, imkanlar olmasına rağmen gerçekleştirilmedi. Türkmen barış gücü oluşturuldu, ancak bunun sürekliliğini sağlayacak askeri-ekonomik dayanak noktaları oluşturulmadı. ABD, Irak'ın kuzeyinde oluşturduğu Kürt devletini Türkiye'ye finanse ettirirken,Türkmenler'e destek sağlayacak lojistik hat açılmadı. Ovaköy'den Türkmen hattına açılacak kapının gerçekleşmesini engellemek için ABD'nin uyduruk gerekçelerine boyun eğildi. Telafer'deki saldırılarla Ovaköy'den ikinci bir kapının açılma olasılığı çökertildi, Kerkük'ün lojistik hatları kesildi ve Irak Kürtleri'nin Suriye Kürtleri ile bağlantı yolu açıldı. Günaydın Türkiye...! |

